İşte Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları:
Cumhuriyete gidilen süreçte Türk milleti Mustafa Kemal Paşa ve kahraman silah arkadaşlarının arkasına saf saf dizilerek Anadolu'da Türk tarihinin ikinci Ergenekon destanını yazmıştır. Bu destanki dünya tarihinin nadir ve nadide örneklerinden biri olarak cümle mazlum milletlere umut olmuştur.
Cumhuriyet Osmanlı'nın savaş ve işgallerle yaralanmış toprağının şifası, bitap düşmüş yüreklerin devası, şehadet Aziz Uğur'un şadı, Gaziye'nin ise mutlu mirasının yadıdır.
Türk iradesinin istiğnakkahı, Türk gönlünün dergahıdır.
Cumhuriyet tarihin coğrafyamıza aydınlattığı hakikat
En nihayetinde Türk milletinin her bir ferdinin iradesine emanet edildiği hürriyettir.
Cumhuriyet sana bırakılmış yalnızca bir miras değil.
Aklınla, ahlakınla, azmin ve fedakarlığınla yaşatacağın bir emanettir.
Cumhuriyet düzeninin mayası, istikrarının hamuru, kalkınma ve refahın nihai şeklidir.
Milli egemenliğin demokrasiyle taşlandığı, milli düzenin hukuk ile tesis edildiği, makam statü ayırt etmeksizin haklının hukukunu koruyan adaletin payidarıdır.
Cumhuriyet ve hamal tüklüğün birlik ve dayanışma davasıdır.
Milletçi, milletçe birlik ve birlik içinde ilerlemez yaşasın, payidar dursun.
Cumhuriyetin en büyük fazileti kurumsallaşmış bir demokrasi.
Kalkınmış bir devlet refah ve bolluk içerisinde yaşayan millettir.
Bugün toplumsal değerlerin, ahlaki normların ve siyasi düzen anlayışının buharlaşarak yeni bir forma kavuştuğu aşamadayız.
Böylesi bir dönemde şahsiyetli bireycilik, şuurlu hürriyetçilik ve dayanışmacı toplum anlayışıyla
Türk milletinin milli ve manevi değerlerini muhafaza edecek ahlaki standartlarını yükseltecek ilke ve vizyon Milliyetçi Hareket Partisi'nin mühtesabatındadır.
coğrafya sırtını çevirmeyen, köklerinden aldığı ilhamla daima geleceğe açılan Türk siyasetinin kutup yıldızıdır.
Kuruluş döneminde atılan istikbal tohumlarını büyütmek ve güllerleştirmek vazifemizdir.
Cumhuriyetin kurduğu düzeni güçlendirerek hem bölgemizde hem kültür ve gönül coğrafyamızda hem de cümle cihanda müyesser kılmak Türkiye'nin tarihi misyonudur.
Aziz Atatürk'ün koyduğu muhasır medeniyetler seviyesine erişme ülkesi demokratik standartlar ileri seviyelere taşımak hak ve özgürlükleri hukuk ile kurumsallaştırmak, dış politikada kimsenin aklına ve inayetine muhtaç olmamak ve elbette müstemlekel zincirlerden yeni nesil risk ve tehditlerden kurtulmaktır.
Türkiye'nin dünya siyasetindeki yeri merkez yönü ise insanlığın olduğu her yerdir.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak kaos ve çatışmaların ürettiği fırtınalara gebe olan dünyada güven ve istikrarın limanı barış ve refah ikliminin mimarı bir Türkiye idealinin sahibiyiz.
Bunun için ülkemizin ve bölgemizin huzur ve barış iklimini
Bütün radikal unsurlardan kurtulmayı mümkün kılacak terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge vizyonunun bütünüyle hayata geçmesini tarihi bir öneme sahip olduğunu düşünüyoruz.
Bölgemizde barış ve huzur inşallah sökülebilecektir.
istikrarsızlıkla çoraklaşan topraklarda refah ve güven yeşerecektir.
İplere emperyalizmlerinde olan kuklaların tiyatrosunu son bulacak, her şeyin milletimize göre olduğu yükseliş çağı başlayacaktır.
Bu çağın adı Türk ve Türkiye yüzyılı anahtarı ise Türk birliğidir.
O sebeple terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge diyoruz.
Işbirliği potansiyelinin harekete geçirilmesiyle Türk devletleri teşkilatına üye devletlerin küresel etkinliğinin huzur ve barışa katkılarının da artacağına inanıyoruz.
Muradımız Hazar ile Akdeniz'in hasretine sona erdirmek.
Dileğimiz Mervin yıldızlarını Söğüt'te seyretmek, Taşkent'in havasını Konya'da solumak, Bakü'de çalan Türkiye, Türk'ü İzmir'de eşlik etmek
Bişek'te doğan güneşi Ankara'da uğurlamak Hoca Ahmet Yesevi'nin hürmet ışığını Mustafa Kemal Atatürk'ün cesaretini Türk dünyasıyla buluşturmaktır.
Bu bağlamda merhum Abdülhamit Süleyman Çolpan'ın gönül diliyle diyoruz ki
Birliğimizin sarsılmaz dağı, Ümidimizin sönmez çerağı. Birleş ey halkım, gelmiştir çağı, Bezensin şimdi Türkistan bağı.
Çağın gerektirdiği donanımla atılan umut tohumları muhabbet fidanlarına kardeşlik ormanına dönüşmelidir.
Aynı kıbleye yönelen yürekler Türkçe düşünen, Türkçe çağıran diller ortak bir gelişme stratejisiyle kendi mukadderatına göndermelidir.
Bu vesileyle Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı on üçüncü zirvesinde üye ülkeler arasında kurumsal bağların ekonomik, teknolojik, kültürel ve askeri ilişkilerin gelişmesi siyasal ve stratejik işbirliklerinin artması yönündeki ve güçlü iradenin bir kere daha ortaya konulmasından memnuniyet duyduğumuzu vurgulamak istiyorum.
Yüz altmış yedi maddeden oluşan sonuç bilgisindeki ortak geleceğimizi şekillendirecek işbirliği alanlarının bağımsız egemen her üye devlet huzur, güven ve refahına katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum.
Türk Devletleri Teşkilatı güçlenerek yoluna devam edecek Türk yüzyılını inşa ederken bölgesel barış ve huzur ile küresel düzende de kurumsal kalesi olacaktır.
Fransa'yla başlayan ve farklı vesilelerle diğer Avrupa ülkelerinde de sirayet eden sosyal hareketler çok kısa bir zamanda düzenini ve toplumsal huzuru bozan şiddet içerikli gösterilere dönüşmüştür.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak Avrupa'da vuku bulan bu süreci başından beri yakından takip ediyoruz.
Gösterilerin altında yatan temel sebeplerin Avrupalılar tarafından iyi okunması gerektiği kanaatini taşıyoruz.
Uzun zamandır göçmen karşılığıyla İslamofili ve Türkofili taşımak suretiyle siyasi rant oluşturma peşinde koşan Avrupa'nın ektiği fitne tohumları kendilerine dönmeye başlamıştır.
Avrupa bugün her zamankinden daha fazla güvenlik kaygılarıyla karşı karşıyadır.
Artan maliyetler, azalan sosyal refah ve ekonomik sıkıntılar Avrupa toplumlarında sosyal öfkeyi büyütmüştür.
Avrupa artık sanayi devriminin dinamizmini yaşadığı, ekonomik ve teknolojik üstünlüğünü tartışmasız biçimde koruduğu dönemde değildir.
Küresel rekabetin güç kaybetmekte ekonomik ve siyasi etkisi giderek azalmaktadır.
Buradan Avrupa için söylenen Avrupa bisiklet gibidir.
İlerlemek zorundadır. Durursa düşer sözünü hatırlatmak isterim.
Zira Avrupa'nın pedal çevirecek dermanı da kalmamış görülmektedir.
Bu doğrultuda Avrupa Birliği'ne Türkiye'nin egemenlik hakları kapsamında uluslararası hukuka uygun asılımlarını sorgulamak ve laf yetiştirmek yerine zayıflayan ekonomilerine, ihlal ettikleri değerlerine, tepe taklak giden sosyal ve ekonomik düzenlerine odaklanmalarını tavsiye ederim.
Türkiye genç nüfusu ile Avrupa'nın her zamankinden çok daha ihtiyacı olan bir ülkedir.
Buna rağmen her fırsatta gösterilen Türkiye karşıtlığına devam edildiğinde Türkiye'nin daimi üyelik talebi Sudan bahanelerle görmezden gelindiğinde Hatırlatırım ki Avrupa'nın yeniden doğrulmaya zamanı da fırsatı da kalmayacaktır.
Avrupa'da yaşanan sosyal kaos, çatışma ve savaş atmosferi bize düzenin ve dirliğin önemini göstermektedir.
Düzen ve dirilik bir toplumun huzur, güven ve istikrar içerisinde varlığını sürdürebilmesinin temel unsurlarıdır.
Düzen yaşama yaşamanın belirli kurallar ilkeler ve değerler çerçevesinde şekillenmesini ifade ederken dirlik bu düzenin sağladığı huzur, uyum ve esenlik halini temsil eder.
Bu iki kavram toplumsal yaşamın sürdürülebilirliği yanında bireylerin güven içerisinde yaşayabilmesi ve ortak bir gelecek inşa edebilmesi bakımından da büyük önem taşır.
Türk düşüncesinde düzen ve dirlik kainat içinde dünyayı dünya içinde tabiatı tabiat içerisinde ve diğer mahlukatı tasavvur etmenin anahtarıdır.
Bu yönüyle bireyi toplumla toplumu köreyle köreyi ise devletle kaynaştıran dirliğin kapısı birliğin ise çatısıdır.
MHP olarak birey toplum devlet sacayana oturttuğumuz düzen ve dirlik anlayışımız aynı zamanda bireyin şahsiyet toplumu fazilet devleti adalep kavramlarıyla mühürlüyen medeniyet telakkimizdir.
Şeyh Edebali insanı yaşat ki devlet yaşasın sözünde yola çıkarak insanın yüce değerini tanımak kabul etmek ve bunları altına almak düzen anlayışımızın temelini insan ahlak iledir düsturunca toplumsal yaşamın her alanında fazileti ve dürüstlüğü Tesis etmek ise bu temel üzerinde yükselen sosyal sütunları oluşturmaktadır.
'Devletin dini adalettir.' şiarıyla, hukukun üstünlüğüne ve yüksek demokratik standartlara ait siyasal sistem ile hizmette kaliteye esas alan şeffaf ve hesap verebilir kamu yönetimi düzen ve dirlik anlayışımızın siyasal çatısını teşkil etmektedir.
Çok şükür Türkiye dirlik ve düzen içindedir.
Lakin Türkiye'nin dirlik ve düzeni aynı zamanda bölgesel ve küresel sistemde denge ve istikrarın teşhisiyle doğrudan ilgilidir.
Uluslararası sistemde büyüyen ve derinleşen adaletsizlik insanı yaşamından toplumu huzurundan devletleri ise istikrarından hızla uzaklaştırmaktadır.
Böylesi bir durumda Türkiye haklarının gerektirdiği tedbirleri almak mecburiyetindedir.
Türkiye'yle Libya arasındaki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırasının Libya temsilciler meclisi tarafından iki bin iki bin yirmi altı tarihinde onaylanmış olması memnuniyet verici bir gelişme olmuştur.
Uzun bir tarihi geçmişe ortak kültür ve anlayışa sahip iki dost ülke arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi yönündeki iradenin bir sonucu olan söz konusu mutabakat muhtırası uluslararası hukuk ve kaniyet ilkeleri temelinde iki ülkenin hak ve menfaatlerini gözetmekte herhangi ülkenin hakkını da hakkını da ya da uluslararası hukukun ilke ve kurallarına halel getirmemektedir.
Akdeniz Havzası'nda bilhassa da ülkemizin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin egemenlik sahasında herhangi bir oldu bittiye izin verilmeyeceğini defaatle ve kararlılıkla dile getiren Türkiye komşularımızla dostluğa ilişkileri pekiştirmek
karşılıklı rıza ile işbirliği mekanizmaları ihtas etmek, hükümetler arasındaki yakınlaşmaya halklarımızı da teşmil etmek suretiyle tüm bölgede barış, huzur ve istikrarı tahkim etmek arayışındadır.
Türkiye ile Libya arasındaki dostane ilişkilerden rahatsızlık duyanların bu gelişme üzerine feryat ettikleri de görülmüş ve tarafımızca not edilmiştir.
Yunanistan, Kıbrıs Rum yönetimi ve onları Türkiye aleyhine kışkırtan İsrail ayrıca birlik dayanışması adı altında Türkiye'yi Rum Yunan tezleriyle eleştirmekten çekinmeyen Avrupa Birliği'nin bu gelişmeden rahatsızlık duydukları hemen ortaya çıkmıştır.
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı ve Avrupa Birliği Konseyi Başkanının da yaptıkları ortak basın açıklaması Avrupa Birliği'nin çelişkilerle dolu yaklaşımını ve çaresizliğini ifşa etmiştir.
Brüksel'deki tüm yetkililer anlamalıdır ki tam bağımsız şekilde ve sadece kendi menfaatleri doğrultusunda kararlar alıp uygulayabilme kudreti ve iradesine sahip olan Türkiye'ye parmak saklamak, istikamet tayin etmek, neyi yapıp yapamayacağına dair talimatlar vermek kimsen olmadığı gibi Avrupa'nın da harcı değil.
Ne delil ya? Onların beklenti ve taleplerine uygun davranmak zorunda değildir.
Ayrıca Akdeniz'e kıyıdaş ülkelerin egemenlik haklarına saygı göstermek herkes için hukuken ve siyaseten en doğru karar olacaktır.
Diğer yandan yirmi üç Ekim iki bin yirmi altı tarihinde İstanbul'da gerçekleştirilen Türkiye, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ile Birleşik Almanya Birleşik Krallık Fransa ve İtalya Dışişleri Bakanlarının toplantısı Türkiye'nin uluslararası barış ve istikrar işinde yürütmekte çok taraflı diplomasinin somut bir tezahürü olmuştur.
Zira R4 Dışişleri Bakanları tarafından yayınlanan ortak bildiri başta Filistin meselesi olmak üzere.
Yemen ve Suudi Arabistan arasındaki çatışma kadar bölgemizdeki istikrarın yeniden tesis edilmesine yönelik önemli mesajlar da içermiştir.
7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke'de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Pakistan, İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan krallığı arasında ortak savunma için Mekke anlaşması taraflar arasındaki güven işbirliği ve dayanışmayı arttıracak bölgemizde yaşanan sorunların çözülmesi dış müdahalelerin etkisiz kırılmasını sağlayacak bir diğer önemli gelişmedir.