Son dakika... Dünyanın en prestijli ödüllerinden biri olan 2026 Nobel Barış Ödülü'nün sahibi belli oldu. Ödül, hayatını insan hakları ihlalleriyle mücadeleye adayan Güney Afrikalı hukukçu Navanethem "Navi" Pillay'a layık görüldü.
1941 yılında Güney Afrika'nın Durban kentinde Hint asıllı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Pillay, ülkenin karanlık apartheid (ırk ayrımcılığı) rejimi altında büyüdü. Tüm baskılara rağmen hukuk eğitimi alan Pillay, Güney Afrika'da avukatlık mesleğini icra eden ilk Hint asıllı kadınlardan biri olarak tarihe geçti. Meslek hayatının ilk yıllarında apartheid karşıtı aktivistleri savunan cesur hukukçu, hapishanelerdeki insanlık dışı ve ayrımcı koşullara karşı amansız bir hukuk savaşı verdi.
Apartheid rejiminin yıkılmasının ardından uluslararası arenada adından söz ettiren Pillay, Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargıç olarak görev yaptı. Burada, tecavüzün bir soykırım eylemi olarak kabul edilmesini sağlayan emsal niteliğindeki tarihi kararlara imza atarak dünya hukuk tarihine geçti. Başarılı kariyerini Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıçlığı ile taçlandıran Pillay, 2008 ile 2014 yılları arasında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri olarak görev yaptı.
İlerleyen yaşına rağmen insan hakları mücadelesinden taviz vermeyen tecrübeli hukukçu, son olarak katil İsrail ve Filistin topraklarındaki insan hakları ihlallerini soruşturmak üzere kurulan Birleşmiş Milletler komisyonuna başkanlık ediyordu.
Pillay'ın dünyanın en zorlu kriz bölgelerindeki hak arayışı ve adalet mücadelesi, 2026 Nobel Barış Ödülü ile uluslararası toplum tarafından en üst düzeyde tescillenmiş oldu.
Birleşmiş Milletlerin (BM) işgal altındaki Filistin topraklarında işlenen suçları araştıran Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu Başkanı Navi Pillay, İsrail'in, Gazze'de on binlerce çocuğu öldürdüğünü veya sakat bıraktığını söylemişti.
Pillay, BM İnsan Hakları Konseyi'nin 56'ncı Oturumu kapsamında komisyonun raporuna ilişkin düzenlenen interaktif diyalog toplantısında konuşma yapmıştı.
"İsrail, Gazze'de on binlerce çocuğu öldürdü veya sakat bıraktı" ifadesini kullanan Pillay, binlerce çocuğun da muhtemelen enkaz altında olduğunu dile getirdi.
İsrailli yetkililerin, kasten öldürme, açlığı bir savaş yöntemi olarak kullanma, zorla nakil, Filistinli erkekleri ve erkek çocuklarını hedef alan zulüm, işkence ve insanlık dışı muamelelerden de sorumlu olduğunu vurgulayan Pillay, İsrail'in, Gazze Şeridi'ni topyekün kuşatmasının, su, gıda, elektrik, yakıt ve insani yardımlar dahil yaşamsal ihtiyaçların sağlanmasını, stratejik ve siyasi kazanımlar için silah haline getirdiğinin altını çizdi.
"Gazze'deki çok sayıda sivil kaybının, sivil tesislerin ve altyapının geniş çapta tahrip edilmesinin, ayrım, orantılılık ve yeterli önlemlere ilişkin yasal zorunlulukları göz ardı ederek maksimum hasara yol açmaya yönelik kasıtlı bir stratejinin kaçınılmaz sonucu olduğunu tespit ettik. İsrail ayrıca nüfusun neredeyse tamamını zorla güvensiz ve yaşanmaz olan küçük kapalı alanlara nakletti. Nüfusun yoğun olduğu bölgelerde tahrip gücü yüksek ağır silahların kasıtlı kullanımı, sivil halka yönelik kasıtlı ve doğrudan bir saldırı teşkil ediyor."
İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki katliamları BM kurumları tarafından kayıt altına alınıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) Gazze'de gerçekleştirdiği ve çok sayıda sivilin ölümüne ve geniş çaplı tahribata yol açan 6 saldırıya ilişkin bir değerlendirme raporu hazırladı. 9 Ekim-2 Aralık 2023 tarihleri arasında ağır bombalar kullanılarak gerçekleştirilen ve konutları, bir okulu, mülteci kamplarını ve bir pazarı hedef alan saldırılarda en az 218 kişinin öldüğü belirtilen raporda, "Sivillerin zarar görmesini önleyecek ya da sivil kayıpları en aza indirecek savaş araçlarının ve yöntemlerinin seçilmesi gerekliliği, İsrail'in bombardımanlarında sürekli olarak ihlal edilmiş gözükmektedir" denildi.
Sivil yaşamın ve altyapının uluslararası insani hukuk kuralları çerçevesinde güvence altına alındığı hatırlatılan raporda, "İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze'deki çatışmalarda seçtiği yöntem ve araçlar, yoğun nüfuslu bölgelerde geniş alan etkisi olan patlayıcı silahların yaygın kullanımı da dahil olmak üzere siviller ile savaşçılar arasında etkili bir ayrım yapılmasını sağlayamamıştır” ifadeleri kullanıldı. İsrail'in birçok bölgede yüksek binaları tamamen çökertebilecek güçte patlayıcılar kullandığına değinilen raporda, bu kadar geniş bir alana etki eden patlayıcı bir silahın kullanılmasının yasaklanmış ve ayrım gözetmeyen bir saldırı anlamına geleceği belirtildi.
Raporda ayrıca, saldırıların 5'inde sivillere herhangi bir uyarı yapılmadığı belirtilerek, sivilleri korumaya yönelik “ihtiyatlılık” ilkesinin ihlal edildiğine dikkat çekildi. Raporda, "Birden fazla farklı askeri hedefin bir bölgede bulunması, bir mahallenin tamamını askeri hedefe dönüştürmez. Çünkü bu, orantılılık ilkesini ve ayrım gözetmeyen saldırıların yasaklanmasını ihlal eder" denildi.