Küresel ekonomide belirsizliklerin arttığı, jeopolitik risklerin ticaret ve üretim üzerinde baskı oluşturduğu bir dönemde Türkiye ekonomisi; üretim, ihracat ve istihdamını koruyarak 2026'nın ilk yarısını geride bıraktı.
İş dünyası temsilcileri, ekonomide çarkların dönmeye devam ettiğini ancak yüksek faiz ve finansman maliyetlerinin yatırımların önündeki en büyük engel olmayı sürdürdüğünü vurguluyor.
Yılın ikinci yarısına ilişkin beklentiler ise daha iyimser. Finansman koşullarının iyileştirilmesi, krediye erişimin kolaylaştırılması ve üretimi destekleyen politikaların güçlendirilmesi halinde yatırım, üretim ve ihracatta daha güçlü bir performans yakalanabileceği ifade ediliyor.
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç,Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak ve Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın, Haber7'ye yaptıkları değerlendirmelerde ilk 6 ayın ekonomik görünümünü analiz ederken; yüksek faiz, krediye erişim, üretim, yatırım ve ihracatın önündeki engeller ile iş dünyasının beklentilerini paylaştı. Ortak mesaj ise üretimi destekleyecek finansman koşullarının hızla iyileştirilmesi gerektiği oldu.
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, ikinci yarıda reel sektörün ekonomi yönetiminden beklentisinin net olduğunu belirterek, “Dezenflasyonun kararlı biçimde sürdürülmesi ve bunun açtığı alanın, kademeli ve öngörülebilir bir faiz normalizasyonuna dönüştürülmesi. İlk yarıyı zorlandığımız ama dirençli kaldığımız bir dönem diye özetleyebiliriz" ifadelerini kullandı.
Avdagiç, makro tarafta dezenflasyon patikasında kalmanın önemli bir kazanım olduğunu ifade ederek, "Enflasyon haziranda yıllık yüzde 32 seviyesinde gerçekleşti, aylık artış yüzde 1'in altına inerek son altı ayın en düşüğü oldu. Bu, uygulanan programın fiyat istikrarı tarafında, dış şoklara rağmen, mesafe kat ettiğinin işareti ve kıymetli" değerlendirmesinde bulundu.
Ekonominin büyüdüğünü ama sanayinin büyümediğini dile getiren Avdagiç, şöyle konuştu:
"İlk çeyrekte ekonomi yüzde 2,5 büyürken, sanayi yüzde 0,8 daraldı. Bunu dikkate alarak tedbirlerimizi devreye almamız gerekiyor.
Diğer yandan ekonomi programının üç yılını doldurduğu bu dönemde yurt içi maliyetlerle kur arasında ciddi bir makas açıldı. Yılın ilk 6 ayında sepet kurun ortalama artışı yüzde 7,03 iken, TÜFE-ÜFE ortalaması yüzde 16,9 oldu. Reel sektörün beklentisi bu makasın kapanması, kur ile enflasyon arasındaki korelasyonun dengeye getirilmesi."
Avdagiç, makro göstergelerde tablonun düzeldiğini ama bunun sanayici ve ihracatçıya yansımadığını, sıkışıklığın devam ettiğini kaydederek, "Dezenflasyonun reel sektöre rahatlama olarak yansıması için finansman maliyetleri ve kur anlamında daha makul seviyelerin oluşması gerekir" dedi.
Sıkı duruş korunurken, üretime, yatırıma ve ihracata dönük seçici ve hedefli kredi kanallarının açık tutulmasını beklediklerini aktaran Avdagiç, "Yani 'herkese ucuz para' değil, 'üreten ve ihraç edene erişilebilir finansman'. Bu ayrımı çok önemsiyoruz" diye konuştu.
TİM Başkanı Mustafa Gültepe, üretimi ve ihracatı ekonomik kalkınmanın ve toplumsal refahın en önemli dinamiği olarak gördüklerini belirterek, bu anlayışla şartlar ne kadar zor olursa olsun üretimin ve ihracatın her yıl artması için çalıştıklarını söyledi.
2026 yılına 282 milyar dolarlık mal ve 128 milyar dolarlık hizmet ihracatı hedefiyle başladıklarını aktaran Gültepe, ilk altı ayda, bölgemizdeki savaşların ve jeopolitik gerginliklerin yanı sıra, içeride rekabetçiliği zayıflatan gelişmelerin yansımalarını fazlasıyla hissettikleri vurguladı.
Yine bu dönemde bayram tatillerinden kaynaklı takvim etkisi nedeniyle ihracatın dalgalı bir seyir izlediğini ifade eden Gültepe, “Altı ayın üçünde ihracatımızı artırırken, üçünü eksiyle tamamladık” dedi.
Tüm olumsuzluklara rağmen altı aylık ihracatı yüzde 3,6 artışla, 136,1 milyar dolara çıkardıklarını anlatan Gültepe, “2025’in aynı dönemine göre değer bazında 4,7 milyar dolar artıdayız. Ancak bu artışın 3,8 milyar dolarlık bölümünün pariteden kaynaklandığının altını çizmem gerekiyor. Hizmet ihracatında ise veriler geriden geliyor. İlk beş ayda 40,2 milyar dolardayız” diye konuştu.
İhracat pazarlarıyla ilgili bilgi veren Gültepe, Avrupa Birliği’nin (AB) ilk yarıda yine açık ara liderliğini koruduğunu dile getirdi.
İlk altı ayda AB’ye ihracatın yüzde 2,7 artışla 59,2 milyar dolara yükseldiğini aktaran Gültepe, “AB’nin ardından 20,7 milyar dolarla diğer Avrupa ülkeleri ikinci, 20 milyar dolarla Yakın ve Ortadoğu üçüncü sırada yer aldı. Diğer Avrupa ülkelerine ihracatta da artıdayken, İran Savaşının da etkisiyle yakın ve Ortadoğu’da yüzde 2,3 eksideyiz” ifadelerini kullandı.
Gültepe, merkezin faiz kararıyla ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu:
“Biz bir puan da olsa indirim yapılarak önümüzdeki dönem için piyasaya mesaj verilmesinin isabetli olacağını değerlendiriyorduk.
Yıl içindeki kalan diğer toplantılarda daha cesur davranacağını ümit ediyoruz. Yüksek faiz nedeniyle sanayicinin finansman yükü artıyor.
Hep söylüyorum; sanayicinin nefese ihtiyacı var. Bugün içinde bulunduğumuz gibi sıkışık dönemlerde finansman firmalar için oksijen kadar önemli hale geliyor. Ancak Türkiye’de üç yıldır faiz oranları çok yüksek.
Piyasada hangi bankaya giderseniz gidin yüzde 50’nin altında faizle finansman bulamazsınız.
Konkordato başvurularında iki üç kat artış var. Sanayicinin yatırım ve ihracat motivasyonun azaldığı bir dönemdeyiz. 2022’de yüzde 23 olan imalat sanayinin gayri safi yurt içi hasıladaki (GSYH) payı neredeyse yüzde 15’e düşmüş bulunuyor.
Daha fazla zaman kaybetmeden sanayiyi, üretimi ve ihracatı önceleyen farlı oyun planlarını, stratejileri devreye almamız gerektiği net bir şekilde görülüyor."
TİM Başkanı Gültepe, ihracat ailesi olarak ikinci yarı için daha iyimser olduklarını belirterek, ihracatçının yeniden rekabet gücü kazanmasını sağlayacak adımların daha fazla gecikmeden atılmasının büyük önem taşıdığını vurguladı.
Bu adımların atılması durumunda 2026 yılı için mal ihracatında 282, hizmet ihracatında da 128 olmak üzere toplamda 410 milyar dolarlık hedefi rahatlıkla yakalayabileceklerinin altını çizen Gültepe, “ Bu sonuç, toplam ihracatta ilk kez 400 milyar dolar sınırını aşmamız anlamına geleceği için bizim için ayrı bir anlam ifade edecek” ifadelerini kullandı.
DEİK Başkanı Nail Olpak, savaşsız bir senaryoda yüzde 25-30 arası bir enflasyondan söz edebilecekken, haziran ayı itibariyle manşet enflasyonun yüzde 32,11 olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
“Öngörülemez şokların ekonomik hedeflerimizi sekteye uğrattığı bir 6 ayı geride bıraktık. Buna karşın yılın ilk çeyreğinde ekonominin yüzde 2,5’le pozitif büyümeyi sürdürmesi, bu dönemde yatırımların büyümeye 0,8 puan destek vermesi; ekonomik direncimizin teyit eden gelişmeler oldu.
Aynı dönemde net ihracat ve sanayi sektörü ise büyümeyi negatif etkileyen unsurlar olarak dikkat çekti. Ocak-Haziran dönemine ilişkin ihracatımız ise yüzde 3,6 oranında artış kaydederek 136,1 milyar dolara yükseldi. Böylece Türkiye ekonomisinin mevcut dinamiklerinin küresel jeopolitik şoklara karşı direncini sürdürdüğü 6 aylık bir süreci geride bıraktık.”
TCMB’nin politika faizine dokunmamasının piyasalar için beklenen bir gelişme olduğunu ifade eden Olpak, yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamının reel sektör tarafından arzulanan bir ekonomik iklim olmadığının altını çizdi.
Bu süreçte bilhassa imalat sanayii temsilcilerinin finansmana ulaşımının oldukça zorlaştığını dile getiren Olpak, “Bu noktada geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan imalat sanayine sağlanacak ilave desteklerin, reel sektöre can suyu olacağına inanıyoruz. Gerek Yatırım Taahhütlü Avans Kredi Programı bütçesinin 750 milyar liraya çıkarılması, gerekse imalat sanayiye yönelik 250 milyar liralık yeni kredi paketiyle birlikte toplam 1 trilyon liralık uygun koşullu kredi imkânı sağlanacak olması; reel sektör açısından oldukça sevindirici” dedi.
Nail Olpak, iş dünyasının sorun ve taleplerini şöyle sıraladı:
Finansmana erişim meselesi, mevcut konjonktürde iş dünyasını en çok zorlayan etkenlerin başında geliyor.
Küresel ölçekte tırmanan jeopolitik gerilimlerin tetiklediği belirsizlik ortamı ve bu durumun enerji maliyetleri üzerindeki baskısı da reel sektörün karşılaştığı diğer zorluklar olarak ön plana çıkıyor.
Yüzde 37,0 seviyesindeki politika faizi ve finansman maliyetlerinin yüksekliği, reel sektörün manevra alanını oldukça daraltıyor.
Bu bağlamda gündemimizdeki en önemli madde, yüksek enflasyon ve yüksek faiz sarmalı içerisinde üretim ve yatırım iştahını koruyabilmektir.
Bu çerçevede reel sektöre sağlanan desteklerin önümüzdeki dönemde de artarak sürmesini ve böylece iş dünyamızın sıkı para politikası sürecini en az hasarla atlatmasını temenni ediyoruz.
Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürüldüğü bu dönemde, sanayicimizin üretim gücünün zayıflamaması en kritik önceliğimiz olmalıdır.
ASKON Genel Başkanı Orhan Aydın, Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ilk yarısında küresel ticarette yaşanan yavaşlama, jeopolitik riskler ve yüksek finansman maliyetlerine rağmen üretim kapasitesini korumayı başardığını söyledi.
Aydın, yüksek finansman maliyetlerinin yatırım iştahını sınırlandıran en önemli unsur olmaya devam ettiğini dile getirerek, “Türkiye'nin potansiyeli mevcut rakamların çok üzerinde. Finansman koşullarının iyileşmesi halinde ikinci yarıda hem yatırım hem ihracat hem de üretimde çok daha güçlü bir ivme yakalanabileceğine inanıyoruz” dedi.
Aydın, politika faizinin yüzde 37 seviyesinde bulunduğu bir ortamda ticari kredi faizlerinin bunun oldukça üzerinde oluşmasının reel sektör açısından ciddi bir maliyet oluşturduğunu belirterek, şu taleplerde bulundu:
Bu seviyelerde yatırım projelerinin fizibilitesi zorlaşmakta, yeni yatırımlar ertelenmekte ve işletmeler daha çok mevcut faaliyetlerini sürdürebilmeye odaklanmaktadır. Faiz indirimlerinin kademeli olarak devam etmesi ve finansman maliyetlerinin üretimi destekleyecek seviyelere çekilmeli.
Bugün iş dünyamızın en temel sorunu krediye erişim ve yüksek maliyettir. Sadece kredi maliyetlerinin yüksek olması değil, aynı zamanda krediye ulaşmanın da zorlaşmış olması üreticilerimizi önemli ölçüde etkilemektedir. Özellikle KOBİ ölçeğindeki işletmeler yatırım kredisine ulaşmakta ciddi sıkıntılar yaşıyor.
Üretim yapan, ihracat gerçekleştiren ve istihdam sağlayan firmaların uygun maliyetli finansmana ulaşabilmesi ülke ekonomisinin geleceği açısından stratejik önem taşıyor. Beklentimiz; üretimi destekleyen, yatırımcıyı cesaretlendiren ve ihracatçının rekabet gücünü artıran politikaların güçlendirilmeli.